|
YİRMİDÖRDÜNCÜ HUTBE
NE ZAMAN MİLLETLER ÜMMET-İ MUHAMMED'İ BİRBİRLERİNE
İKRAM EDERLER
Elhamdü lillâhil hakiymil ğafûr. Elvedûdiş şekûr. Müdebbiril ümûr.
Ve câbiril meksûr. Ellezî halekassemâvâti vel'arda ve ce'alezzulümâti
vennûr.
(Ahmedühû) sübhânehû ve teâlâ alâ külli makdûr. Ve eşhedü en lâ ilâhe
illâlahü vahdehû lâ şeriyke lehû şehâdeten tüneccî kaailehâ min zulümâtil
kubûr. Ve eşhedü enne seyyidenâ ve nebiyyenâ mühammeden abdühû ve
rasûlühüllezî ekaame menârel islâmi ba'ded düsûr. Sallâllahü aleyhi
ve alâ âlihî ve ashâbihî salâten ve selâmen dâimeyni mütelâzimeyni
ilâ yevmil ba'si vennüşûr. Ve sellim teslîmen kesîra.
Hamd ü senâ: Habîbinin muhabbetini gönlünde taşıyanları, ona tâbi
olanları milletlere yem yapmayacağını beyan buyuruan Allah'a mahsusdur.
Yegâne Ma'bûdumuz !
Sen ikrâm etdin de dînini bize ihsân etdin.
Sana hamd ederiz.
Hakikî yüzümüzü senden çevirmeye söz verdik, nusratını dileniriz.
Ya Hazret-i Tâ-Hâ !
Ey kıble-i enbiyâ !
Salât ü selâm sana mahsusdur. Şefâatini dileniyoruz. Sen elimizden
tut da; milletler bizi birbirlerine ikram etmesinler.
Ey zât-ı ehediyyet, cenâb-ı Ahmediyyete feth edildiğine inananlar!
Hz. Muhammed'in bizâtihî kendisinin mu'cize olduğunu görenler !
Şu emr-i peygamberîyi bir ân içün bütün dünyevî alâkalardan soyunarak
can kulağı ile dinleyelim.
Âlemde her mihnet; bir rahatın başlangıcı olacağına inanarak dinleyelim.
Her şeyden ibret alalım.
Mûsâ kelîmullah; çocukluğunda dili yanmak yüzünden Allah ile konuşmaya
mazhar oldu. Hilkatin bu inceliklerini duyarak dinleyelim.
Yardım olmazsa ta'rîfin hiçbir işe yaramayacağını bilerek dinleyelim
ve Hakkın yardımını dilenelim.
Ey Hak içün kardeşler!
Sultân-ı Rüsül Efendimizin buyurmuş oldukları bu hadîs-i şerîfin meâl-i
âlîsi şudur:
" - Yakın bir zamanda milletler her tarafdan sizleri birbirlerine
ikrâ ederler. Hem nasıl ikrâm ederler: Misâfirlerin, bir sofrada oturup
önlerine gelen bir tirid tepsisini <buyurun> diye birbirlerine
ikrâm etdikleri gibi."
Eshâb-ı kirâm, bu beyânât-ı Ahmedî'nin dehşetinden tir tir titriyerek
:
"-Ya Resûlâllah!Biz o vakit adetçe pek mi az olacağız da bu hâl
bizim başımıza gelecek? " dediler.
Sultân-ı Rüsül Efendimiz cevâben :
" - Hayır, sizler bugünkünden pek çok olacaksınız. Fakat ki fâide
çokluğunuz saman çöpü gibi olacak. Hem nehir üzerindeki saman çöpü
gibi. Bu hâl sizde zâhir olunca düşmanlarınızın kalbinden sizin mehâbetiniz
çıkarılacak. Sizi saymayacaklar, sizden korkmayacaklar, kıymet vermeyecekler.
Aynı zamanda sizin kalbinize < Vehn > târî olacak." (Birdenbire
bu hâl meydâna çıkacak.)
Eshâb-ı kirâm :
" - Ya Resûlâllah! < Vehn > nedir?" diye sorduklarında
:
" - Zilletle, alçakça yaşamayı seveceksiniz, insanca ölmeyi çirkin
göreceksiniz." Buyurdular.
Ya Rabbi !
Biz, tarihin en eski efendisinin çocuklarıyız. Bizim dedelerimiz hak
ve hakikat uğrunda can vergisi vermiş, adâletle tahdîd edilmiş hürriyyete
sâhib olmuş, dâima hür yaşamış, zulmü gördüğü yere adli, cehli gördüğü
yere ilmi koymuş, "aman" diyene âğûşunu açmışdır.
Hubb-ı gayrı, kıyâs-ı nefsi kaide yaparak sayılı nefesini tüketmiş,
senin huzûr-ı izzetine öyle çıkmışdır. Biz de öyle çıkmaya azmetdik.
Sen bizi bu hadîs-i şerîfin emirlerine mazhar kılma.
Bizim gönüllerimiz senin muhabbetinle çarpsın.
Biz, bu kâinatın, seninle kaaim, sein muhabbetinle dâim olduğuna,
senin irâde-i ilâhiyyen teallû etmedikçe hiçbir şey'in kıpırdayamıyacağına,
bütün sebebler, senin irâde-i sübhâniyyene muhtac, fakat senin irâde-i
ilâhiyyen hiçbir şey'e muhtac olmadığına îman eden kullarındanız.
Bizi ihtirâsât-ı nefsâniyyenin pençesine düşürüp milletlere yem yapma.
İnsanlık âlemine hâdim kıl.
Gönlümüzü bin parça edip her birini bir matlap peşinde koşturtma.
Gönlümüz dâima birleşmiş yaşayalım. Hak ve hakikat uğrunda müteaddit
kalıplarda bir rûh olalım.
Ya Hannân !
İkrâm etdin, selâmet-i fıtriyye ile bizi halk etdin. Bu yaradılışımızı
sen muhafaza et.
Ya Mennân !
Bizim suçumuz, senin deryâ-i rahmetinde ben de olamaz. Keremine gururlanıyoruz.
Bâb-ı rızânı çalacak yüzümüz yoksa, bâb-ı lûtfunda duruyoruz. Zâten
nereye gidebiliriz? Bizi kim kabûl eder ? Sen yaratdın, sana geliyoruz.
Bizi bu dünya sahnesinde ağır imtihâna tâbi' tutma, îmânımıza bağışla.
Resûlünün yüzünü görmeden, onun fem-i seâdetinden çıkan sedânın ânını
işitmeden habere gönül verdik, öyle îmân etdik, ona bağışla.
Ya Tevvâb !
Ey kuluna tevbe yolunu öğreten Allah !
Sana sığınıyoruz.
Senden meded.
[ Elhamdü lillâhi vahdeh vessalâtü vesselâmü
alâ men lâ nebiyye ba'deh. ]
( İnnallahe ve melâiketehû
yüsallûne alennebiyyi yâ eyyühelleziyne âmenû sallû aleyhi ve sellimû
teslîma. )
( Allahümme salli alâ muhammedin
ve alâ âli mühammedin kemâ sallayte alâ ibrâhiyme ve alâ âli ibrahiyme inneke
hamiydün meciyd. )
( Allahumme bârik alâ mühammedin
ve alâ âli mühammedin kemâ bârekte alâ ibrâhiyme ve alâ âli ibrâhiyme inneke
hamiydün meciyd. )
(İnnallahe ye'müru bil'adli
vel'ihsâni ve îtâizilkurbâ ve yenhâ anil fahşâi vel münkeri vel bağyi
ye'ızuküm le'alleküm tezekkerûn. )
|