|
YİRMİ SEKİZİNCİ HUTBE
İNSANIN EBEDİ FELAHA NAİL OLMASI İÇİN NE YAPMASI LAZIMDIR
Elhamdü lillahil kerimit tevvab. El'azıymil vehhab. Ğaafirizzzenbi
limen tab. Rafi'ıssemai bila amed. Ve basitıl ardı ala main cemed.
Ve halikıl halkı ve ahsahüm aded. Vahidin ehadin ferdin samed. La
hacibe lehu subhanehu ve la bevvab.
(Ahmedühü) sübhanehu ve teala hamden yekunü bihi muhtassa. Ve eşhedu
en la ilahe illallahü vahdehu la şeriyke lehu ve la misale lehu ve
la şebiyhe leh. Şehadete abdin lem yekun müaniden ve la asa.
Hamd ü sena:
Hazret-i Muhammed'inin merhametli nazarı ile ancak, bizi afvedeceğini
ve ebedi felaha nail kılacağını ilan eden Allahu Azimüşşan'a mahsusdur.
Yegane Ma'budumuz!
Hamdetmenin hakikatini bize öğret de sana öyle hamd edelim.
İlahi!
Taklidden bizi kurtar, tahkik makamına çıkar.
Olanı olduğu gibi görelim.
Seninle aşinalığa kalb-i selim gerekmiş. O kalbi bize ihsan et.
Ya Habiballah!
Salat ü selam, tehıyyat, tekrimat, teslimat sana mahsusdur.
Ey bize Hakk'ı tanıtan Habib-i Kibriya!
Bize şefaat et.
İmandan sonra inkara kaymayalım. Fani meta'a satılmayalım.
[Kul in küntüm tühıbbünellahe fettebiuni yuhbibkümullahü ve yağfir
leküm zünubekum vallahü gafürun rahıym.]
Ey inananlar! Akıbet inananların olduğuna inananlar!
Şu nazm-ı kerim'in azameti huzurunda bir an kendimizi dinleyecek olursak:
Ferman-ı sübhani, Resul-i Ekrem'e tabi olanlar için ne büyük bir müjdedir.
Allahu Teala bu ayet-i kerimede, Fahr-ı Alem'in ind-i sübhanisindeki
makamını ve mağfiret-i ilahinin ancak Cenab-ı Ahmediyyet kanalı ile
tecelli edeceğini işaret ediyor da:
<<Habib-i Ekremim! İlan et: Eğer sizler Allah'ı seviyorsanız,
bana tabi olun. O vakit sizleri Allah sever ve irtikab etdiğiniz suçları
da örtbas eder>> buyuruyor.
Ey Hak yolunu tercih edenler!
Şu emr-i sübhanisinin apaşikar beyanına göre: İnsanın irtikab ettiği
suçlarının örtbas edilebilmesi ve ebedi felaha nail olabilmesi için:
Beşeriyetin Fahr-i Ebedisi, nefs-i natıka-i kainatın kalbi olan Cenab-ı
Muhammed (aleyhissalatü vesselam)'in izini takib, onu herşey'e tercih
ve onun muhabbeti ile kalb çarparak yaşaması esas tutuluyor.
Filhakika Resullah'ın; zat-ı şerifi ve unsur-ı latifinin ilahi ahlak
ile mücehhez ve namütenahi esrar hazinesi olduğuna :
(Bü'ıstü liütemmime mekarimel ahlak) sohbeti yeter.
Meal-i alisi:
<<Ben yüksek ahlakı tamamlamaya gönderildim>> demektir
ki, bu emr-i Ahmedileri ile asli vazifelerini beyan buyurmuşlardır.
Ne güzel söylemişlerdir:
<<Anın kim vasf-ı hulku oldu Kur'an
Anı cihan öğmek ne imkan?...>>
Ey Hak için kardeşler!
Bir yerde gönüllerini toplamak isteyenler! Manevi vücudlarını tevhid-i
sermedi, tasdık-i Ahmedi kanatlarıyla techiz edenler!
Muhakkak bir gün bir huzurda hesap verileceğine inananlar!
Unutulup bir köşede bırakılmayacağını duyanlar!
Gaflet perdesi açılmadan, kudret elden gitmeden zamanı fırsat bilelim,
ebedi felaha nail olmamız için kendimizi Hazret-i Muhammed'e sevdirelim.
O, o kadar kerim, o kadar rahimdir ki; onun bir sünnetini hatır için
ihya edeni, merhametiyle tutar, doğrudan doğruya Hakk'a dost kılar,
mazhar-ı Hak olan gönlün cemalini onda muhafaza etdirir.
Yeter ki zamanında yüzümüzü ona çevirelim.
Yoksa sabra mahal, kaçmaya yer, tevbe etmeye ümmid, inada mecal yok
iken <<aman>> demenin ne faidesi olur?
Yalnız bakmayalım, biraz görmeye alışalım.
Benlik kaydından halas olmak neye bağlı ise ona çalışalım.
Ey gamdan kederden kurtulmak isteyenler!
Hakikati göremeyenler kötü hayallerle gamlı olurlar.
Şunu bilin ki; kafa gözünün kısmeti, fani hayallerdir.
Rabbimize yalvaralım, biraz da kalb gözümüzle bir şeyler görmeye çalışalım.
Cehl'e cephe alalım. Ölü cehl, iman ilmi ile dirilir.
Gönlüne afitab doğmamışsa, o gönül sana makberdir makber...
Cehl karanlığı, kibir karanlığı değil de ya nedir?
Sen hangi kabri arıyorsun?
Hangi karanlıktan bahsediyorsun?
Yaşadığın müddetçe kötü huyların, vücut kabrinde yılan, akrep değil
de ya nedir?
Sen hangi yılanı hangi akrebi arıyorsun?
Ey inanan!
Hakk'a gönül veren!
Madem ki <<emanet-i ilahi>> bende de var diyorsun, o halde
zamanın Yusuf'usun. Ne vakit hakikat kovasına yapışıp beşeriyyet kuyusundan
çıkacaksın?
Ey zirve-i tevhide çıkmak isteyenler!
Nefsiniz daima Hakk'dan firar eder size köstek olur. Onu bir yere
mıhlamadıkça o zirveye çıkamazsınız.
Ey Hak dostları!
Şunu iyi biliniz ki; insanın ümmidsizliği, kederli yaşaması; kendi
seadeti için yaşamak istediğinden dolayıdır.
İnsan Allah için yaşar ve onun için yaşadığına da kendi kendini inandırırsa
keder orta yerden kalkar. Çünkü insana hayatı Allah verir. Onun için
bu andan itibaren niyyetinizi değiştirin, gayenizi düzeltin Allah
için yaşayın.
Ya ibadillah!
Yine şunu da iyi bilin ki:
Kudret, şahı da gedayı da bir cadde üzerinde yürütüyor. Ve o kadar
süratli bir yürüyüşle yürütüyor ki gözümüzün önünden gaflet perdesini
kaldırırsak görürüz ki: Caddenin nihayetinde bir idam sehpası var,
vasıl olanı derhal alıyorlar, o hal bize bir vahşet verir de arkamıza
bakacak olursak bir aslan kükremiş geliyor. İşte bu iki korkunç tecelli
de şaşırdığımız zaman sağda bir mübarek zat Cenab-ı Ahmediyyet: <<Korkma!
Al sana iki bilet: Birincisi: Sabr. Bunun sayesinde insani seciyyeni
ayak altına salma, zulme divan durma, ah alma. İkincisi: Tevekkül.
Bunun sayesinde de yalnız bir yere dayan Hak'dan gayri dostun olmasın.
Şimdi sana o kükremiş aslan, emrine bir binek olsa, o idam sehbası
da bir mesirenin salıncağı>> buyuruyor.
Ey gelişindeki gidişindeki gayeyi duymak isteyenler!
İşte hayatımız bu cadde üzerindedir. O arslan peşimizden koşan ecel,
o idam sehbası da hazret-i mevt'dir.
O halde?
Mademki ölümü öldüremiyor, kabrin kapısını kapayamıyoruz, niçin nefs
muhasebesi yapıp ebedi felaha nail olma yollarını aramıyoruz?
Ya Rabbi!
Resul-i Haşimi hakkı, Ehl-i Beyt-i Nübüvvet hürmeti için, nefsimizin
şerrinden bizi kurtar, ebedi felahı buldur. İçimizi dışımızı temizle.
Sevdiklerinin yanında oturabilecek hal ver.
Cemalinin hasretiyle bizi yakma.
Ya Hannan!
Hayatdan azl oldun emri gelmeden kendimize gelelim.
Ya Mennan!
Bize maarif hazinelerini aç, hikmet definelerine varis kıl.
Vücudümüzde senin muhabbetinde başka bir şey bırakma.
Nefsani hazlar içinde bizi mahvetme.
Ya Tevvab!
Senin lutf kapını çalıyoruz, kovma.
[ Elhamdü lillâhi vahdeh vessalâtü vesselâmü
alâ men lâ nebiyye ba'deh. ]
( İnnallahe ve melâiketehû
yüsallûne alennebiyyi yâ eyyühelleziyne âmenû sallû aleyhi ve sellimû
teslîma. )
( Allahümme salli alâ muhammedin
ve alâ âli mühammedin kemâ sallayte alâ ibrâhiyme ve alâ âli ibrahiyme inneke
hamiydün meciyd. )
( Allahumme bârik alâ mühammedin
ve alâ âli mühammedin kemâ bârekte alâ ibrâhiyme ve alâ âli ibrâhiyme inneke
hamiydün meciyd. )
(İnnallahe ye'müru bil'adli
vel'ihsâni ve îtâizilkurbâ ve yenhâ anil fahşâi vel münkeri vel bağyi
ye'ızuküm le'alleküm tezekkerûn. )
|